MACAHEL’DE ILK GÜNE MERHABA

| 9 görseller

Tarih 23 Ekim 2010. Trabzon havaalanında bizi, Macahel’de kaldığımız Bumbulay Pansiyon’un sahibi ve de rehberimiz Kenan, diğer rehberimiz Mikail ile birlikte karşıladı. Gezi boyunca bizi taşıyan servis aracıyla, Kenan’nın, Karadeniz şivesiyle anlattığı fıkraları eşliğinde, koyulduk yola.

Yol üzerinde Rize – Çayelinde mola verdik. Yolu buradan geçenlere tavsiyem, mutlaka, elekaltı çay içip, buranın kuru fasulye, pancar turşusu ve fırın sütlacını yemeleri. aradan çok zaman geçtiği için restoranın adını hatırlayamıyorum ama yediklerimizin tadı hala damağımda. Yol üzerinde durakladığımız bir çay bahçesinde, kullandıkları çayın paketine baktım, dönüşte alırım diye de markasını not ettim fakat maalesef dönüşte bulamadım. Organik Siyah Çay, Elekaltı No.2. Bu çay sınırlı sayıda üretiliyormuş ve pek Rize dışına çıkmıyormuş. Yolum tekrar Rize’ye düşerse mutlaka birkaç paket alacağım. Gerçi bir de oraların suyundan mıdır nedir, nerede içerseniz için, çayın tadı bir başka…

Macahel’e akşama doğru varabildik. Sevimli ahşap pansiyonda, ilk sabahımızda böyle güzel bir manzara karşıladı bizi.

Gezdiğimiz ve uyuduğumuz zamanların haricinde çoğunlukla vaktimizi geçirdiğimiz sevimli mutfakta, etrafında kedi gibi kıvrıldığımız kuzineli soba. Ah onun içinde neler neler pişti…

Kahvaltılarımızın vazgeçilmezleri, çeşit çeşit peynirler ( imansız – tel şeklinde, punçgulay – kokulu ve koyu sarı, kurut – çökelek), kaymak, karakovan balı, erik pekmezi ve de mısır ekmeği. Özellikle, kaymağın nasıl yapıldığını ve karakovan için nasıl bir emek sarfedildiğini gördükten sonra, bunları yerken daha fazla saygı gösterdik doğrusu, damlasını bile bırakmadık tabakta…