ITALYA 2. GUN – COMO GÖLÜ

| 37 görseller

COMO’ya Gidiş

2. günün sabahında, otelimizin bulunduğu Padova bölgesinden, Como Gölü’ne doğru otobüsle yola çıktık. Italya’da, hem kuzey hem de güneyden bazı bölgeleri içine alan ve otobanları kullanarak bir tur yapıyorsanız, otoban kalitesinin kuzeyde oldukça iyi olduğunu, güneye indikçe otobanların şerit sayısının ve konforunun azaldığını görüyorsunuz (Türkiye’den daha kötü değil yine de 🙂 ). Romalılar mimarı alanda ve yol yapımında oldukça ilerlemişler. Roma İmparatorluğunun mirasçısı olan İtalyanlar da otoban sorunlarını 100 sene önce çözmüşler. Dünyada, bir çok otoban yapımı projesi, İtalyanlar tarafından yapılmaktaymış.

Verona…

Bizim tur programımızda yoktu fakat, Padova bölgesine yakın olan ve görmek istediğim yerlerden biri de Verona. Verona, Shakespeare’in “Romeo ve Juliet”inin geçtiği yer. Shakespeare aslında Italya’ya ve Verona’ya hiç gitmemiş. Avrupa’nın kültürel anlamda şekillenmesinde İtalya yarımadası oldukça büyük bir ol oynamış. O dönemde, Oxford ve Cambridge öğrencileri de, dünya gözlerinin açılması için İtalyan Şehir Devletlerine gönderiliyorlarmış. Shakespeare de, buraya seyahat edenlerden duyduğu kadarıyla, yani kulaktan dolma fikir sahibi olarak yazmış Verona ile ilgili bilgileri. Verona’nın denize kıyısı olmadığı halde, Shakespeare’in, buranın bir deniz kenti olduğunu söylemesi de burayı hiç görmediğini göstermekte.

COMO GÖLÜ’NDE TEKNE TURU

Como İtalya’nın kuzeyinde. Alp Dağlarıyla çevrili ve arkası da İsviçre. Burası termal bir bölge. Günümüzün SPA’ları olan kaplıca inşaları da bu bölgede yapılmış.
Como Gölü İtalya’nın en medyatik gölü. Göl kenarında zengin halkın ve bazı ünlülerin yazlıklarını görebiliyorsunuz. Como’ya vardıktan sonra, yaklaşık 15 dk’lık bir yürüyüşten sonra, göl kenarına inip, göl kıyılarını gezerek bu ünlülerin yazlık evlerini de gördüğümüz bir tekne turu yaptık. Kimlerin evlerini mi gördük? Berlusconi, Mussolini, Pavarotti, George Clooney, Leyla Gencer, Alfred Hitchcock, Brad Pitt ve Angelina Jolly çiftine ait evler hatırlayabildiklerim. Alfred Hitchcock buradaki evinde (Fotoğraf No:3) bazı filmlerinin çekimini de gerçekleştirmiş. Brad Pitt & Angelina Jolly evine (Fotoğraf No:7) dikkatli bakarsanız, ağaçların arasında, yukarıdan aşağıya doğru, yay biçiminde inen bir tüp göreceksiniz. Bu, arabalarıyla birlikte evlerine ulaşmak için kullandıkları özel asansörleriymiş…

Fotoğraf No.4 ve 5‘te görünen binalar, zengin bir aileye ait ev iken, otele dönüştürülmüş. Gecesi 1700 EUR olan bu otelin kahvaltısında ise sadece kruvasan ve kahve varmış!

Bu arada, İtalya’da kaldığınız otellerde zengin bir kahvaltı beklemeyin, hayal kırıklığına uğrarsınız. İtalyanlar genelde geç kalkarmış ve kahvaltı kültürleri de pek gelişmemiş. Kahvaltıları genelde kruvasan ve kahveden oluşurmuş. Bizim kaldığımız otellerde neyseki tur şirketinin zorlamasıyla birkaç çeşit daha koymuşlardı, fakat, domates, salatalık, zeytin gibi çeşitler olmuyor. Çay isterseniz de çay tadını andıran açık sarı bir sıvı veriyorlar 🙂 Neyseki ben, yeme konusunda alışkanlıklarını aramayan ve gittiğim yerin yemek alışkalıklarına alışmayı tercih eden biri olduğumdan çok zorluk çekmedim.

Fotoğraf No. 8 ve 9‘da göreceğiniz Dolce Gabbana ve Armani yazlıklarının dip dibe olması da pek ironik değil mi?:)

Fotoğraf No.10‘da görülen turuncu tenteli restoran ise, Sivas’lı bir ailenin işlettiği bir dürümcüymüş…

DUOMO, PIAZZA DUOMO

Tekne turu bittikten sonra serbest zamanımızda ben, Duomo’nun etrafını ve Duomo meydanını (Fotoğraf No: 11-33) gezmeyi tercih ettim. İtalya’da seyahat ettiğim ilk şehir, yıllar önce, 2002 ya da 2003’te Milano idi. Buradaki Duomo’yu gördüğümde, sadece bu katedralin adının Duomo olduğunu sanmıştım. Bundan sonra gittiğim her İtalyan şehrinde bir Duomo olduğunu görünce bunun başka bir anlamı olduğunu farkettim. Bir şehrin en büyük katedraline “Duomo” deniyormuş.

Sokak aralarında gezerken Duomo’nun arkasına düşen bir yerde “Caffe Teatro” adında bir Kafe buldum. Duomo’nun gölgesinde kalmış, sessiz sakin bir yer. Hemen arkasında bir tiyatro binası var. Hafif hafif gelen İtalyan opera müziği eşliğinde yemeğimi yedikten sonra (Yediğim risotto çok lezzetliydi ve görünümü de bir sanat eseriydi. Onun fotoğrafını da koymak isterdim fakat yemek geldiğinde açlıktan gözüm dönmüş olduğundan, fotoğrafını çekmek aklıma geldiğinde tabağımın dörtte biri bitmişti malesef), bizi Milano’ya götürecek olan otobüse doğru yürüdüm.